Bilal Göregen, Engellilere Unutulmaz Bir Gece Yaşattı

Mayıs 15th, 2012

Bilal Göregen, Engellilere Unutulmaz Bir Gece Yaşattı

Tokat’ta sahne alan Bilal Göregen, darbuka şovu ile engellilere unutulmaz bir gece yaşattı.

Engelliler Haftası dolayısı ile Özel Eğitim Kurumlar, Sakatlar Derneği ve Beyaz Ay Derneği organizesinde düzenlenen “Bizde Varız” yürüyüşü yağmur nedeni ile iptal edildi. Programın iptal edildiğinden habersiz olarak Taşhan’a gelen engelliler, programın yapılacağı salona temin edilen araçlarla götürüldü. Bu sırada engelliler araçlara binmekte sıkıntılı anlar yaşadı.

26 Haziran Atatürk Kültür Sarayı’nda düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan İl Milli Eğitim Şube Müdürü İbrahim Yılmaz, bir engelli babası olarak engellilerin ailelerinin yaşadıkları sorunları çok iyi bildiğini belirterek ailelerden bu günlerine şükrederek sabretmelerini istedi.

Özel Üstün Gelişim ve Rehabilitasyon Merkezi’nin Kafkas ekibi ve Yavuz Selim İlköğretim Okulu ve İş Okulu’nun Halk Oyunları ekibi, sahne aldı. Bir öğrencinin anneler günü için okuduğu şiir duygusal anların yaşanmasına neden olurken, görme engelli sanatçı Bilal Göregen’in sahneye çıkması ile hüzünlü hava, yerini neşeye bıraktı. Öğrenciler Göregen’in yaptığı müzik eşliğinde gönüllerince sahnede eğlendi.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Darbukada Tutuş ve Çalım

Mayıs 14th, 2012

Darbukada Tutuş ve Çalım

Her müzik aletinde olduğu gibi darbukayı da iyi çalabilmek için öncelikle iyi bir tutuş gereklidir. Darbuka çalmanın ilk kuralı kişinin fiziksel özelliklerine uygun bir yükseklikte oturmasıdır. Devamında ise darbuka çalmak için gerekli pozisyonu alması gerekmektedir. En fazla diz kapağı yüksekliğinde oturulmalı, ayaklar yere tamamen basmalıdır. Darbuka kucakta öne ya da arkaya doğru kaymamalı ve de eğilmemelidir. Darbukanın çember bölümü iki bacağın arasına gelecek şekilde olmalıdır. Sol kol, darbukanın boyuna paralel olarak, darbukanın üstüne koyulur. Sol avuç içi ise kasnağın üzerinde durmalıdır. Ayrıca sol kol içe doğru yaklaşık 90 derecelik bir açı oluşturacak bir şekilde durmalı, sol el de çember üzerinde bulundurulmalıdır. Rahat bir çalım ve çalım sırasında bel ağrısı oluşmaması için beli ve sırtı destekleyen bir sandalye seçilmesi de icracıyı rahatlatacaktır.

Darbukada Vuruş Teknikleri ve Vuruş Bölgeleri

Düm Vuruşu

“Düm” vuruşu usul notasında üst çizgide yer almaktadır. Darbukada uygulanışı ise, sağ ile yapılmaktadır. Baş parmak dışındaki diğer bütün parmaklar birbirlerine bitişik bir şekilde tutularak pozisyona getirilir. Parmakların uç noktaları darbukanın derisinin ortasına denk gelecek biçimde avuç içi ile paralel şekilde vuruş gerçekleştirilir. Parmakların iç kısmı tamamen darbukanın derisine değmelidir. Vuruş gerçekleştirdikten sonra ise parmaklar darbukanın derisi üzerinde bekletilemeden geri çekilmelidir. Derinin parmakları geri itmesine izin verilmelidir. “Düm” vuruşu kuvvetli zamanlar için kullanılan bir vuruş tekniğidir.

Tokat Vuruşu

“Tokat” vuruşu usul notasında üst çizgide yer almaktadır. “Düm” vuruşuyla birbirine karışmaması için üzerine içerisinde çarpı bulunan bir yuvarlak koyulmaktadır. Tokat vuruşunun darbuka üzerinde uygulanması ise sağ el ile yapılmaktadır. Baş parmak hafif büküktür ve diğer parmaklar birbirine bitşik sekilde kapatılmaktadır. Elin üst kısmıyla parmaklar arasında 45 derecelik bir açı oluşturulmaktadır. Sağ eldeki bütün parmaklar darbukanın derisine temas eder. Darbukadan tokat sesi çıkarmak için; darbukanın derisine vururken aynı zamanda deriyi tutmaya çalışır gibi, baş parmak haricindeki parmaklar hareket eder. Düm vuruşunun aksine tokat vuruşunda bütün parmaklar darbukanın derisinin üstünde kalmaldır. Derinin parmakları itmesine izin verilmemelidir. Tokat vuruşu kuvvetli ve yarı kuvvetli zamanlar için kullanılmaktadır.

Sağ El “Tek” Vuruşu

Sağ elle “Tek” vuruşu nota üzerinde gösterilmek istediğinde alt çizginin üzerinde gösterilmektedir. Tek vuruşunu yapabilmek için parmaklarla darbukanın kasnağına en yakın bölgeye vurmak gerekmektedir. Parmakların uç kısmındaki ilk kırılma noktasından fazlası darbukanın derisine temas etmemelidir. Parmaklar darbukanın derisinin merkezine ne kadar yaklaşırsa darbukadan alınan “tek” sesi de o kadar bozulmaya uğrar. Bu vuruşta dikkat edilmesi gerekn nokta: vuruşun bilekten kuvvet alınarak uygulanmasıdır. Koldan kuvvet alınarak yapılan vuruşlar hatalıdır. Tek vuruşu, zayıf karakterli bir vuruştur.

Sol El “Tek” Vuruşları

Sol el ile yapılan tek vuruşları notalarla gösterilmek istendiğinde alt çizgü üzerinde gösterilmektedir. Bu ses sol elin işaret parmağı ve yüzük parmağı kullanılarak elde edilmektedir. (1) sembolü işaret parmağını, (3) sembolü ise yüzük parmağını ifade etmektedir.

Gerçekleştirilen ritmin tarzı ile ilgili olarak sol el ile iki “tek” vuruşu art arda geliyorsa önce işaret parmağı ardından yüzük parmağı sırasıyla vurulmalıdır. Bu vuruşlar yine darbukanın kasnağına en yakın bölgesine vurularak gerçekleştirilmektedir. Parmakların uç kısmındaki ilk kırılma noktasından fazlası darbukanın derisine temas etmemelidir. Parmaklar darbukanın derisinin merkezine ne kadar yaklaşırsa darbukadan alınan “tek” sesi de o kadar bozulmaya uğrar. Bu vuruşlar parmak hareketi ve kuvveti ile olmalıdır. Kol ve bilek yardımı parmakların kuvvet kazanmasını engelleyeceğinden tercih edilmemelidir. Sol el tek vuruşları zayıf vuruşlardır.

Kesme Vuruşları

“Kesme” sol el “tek” vuruşlarında çıkan sesi kapalı ve kesik duyurmak amacıyla kullanılan bir tekniktir. Bu vuruş sağ el yardımıyla yapılmaktadır. Nota altına koyulan kısa yatay çizgi ile gösterilmektedir. Bu vuruş tekniğinin şekli sesin tınlamasını kestiği için “tokat” vuruşundan çıkan sesin daha az şiddetlisi ve daha tizleşmiş hali gibi duyulmaktadır. Kesme vuruşları da portede alt çizgide gösterilmektedir.

Sağ elinbaş parmağını yatay bir biçimde darbukanın derisinin merkezi ile sol el “tek”lerinin vurulduğu bölgenin arasına dayayıp ve sol el parmaklarının ikisinden biriyle “tek” vuruşunun gerçekleştirilmesiyle elde edilmektedir. Kesme vuruşları yarı şiddetli zamanlar için kullanılmaktadır.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Darbuka ve Keman Şovlu Sergisi

Mayıs 9th, 2012

Darbuka ve Keman Şovlu Sergisi

AKHİSAR Koleji, Belediye Sergi Salonu’nda “Resim ve Teknoloji Sergisi” açtı.

Belediye Başkanı Salih Hızlı’nın, öğrenciler Sıla Yiğit, Doğa Sıdan ve Ceyda Zehra Öztuğan’la birlikte açılışını yaptığı etkinlikte 500 eser beğeniye sunuldu. Beril Özenç, Gülce Ersoy, İpek Harova, Ekin Ayan, İpek Pekçe, İlayda Esen ve Berkant Güryıldız’dan oluşan “Ritmin Ayak Sesleri” grubunun darbuka-keman şovu organizasyona renk kattı. Okulun müzik öğretmenlerinden Gamze Abaka kemanıyla, Niyazi Şahin de piyanosuyla büyüledi. Sergi, 8 Mayıs’a kadar gezilebilecek.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Türk Müziğinde Vurmalı Sazların Tarihçesi

Mayıs 7th, 2012

Türk Müziğinde Vurmalı Sazların Tarihçesi

Tahminlere göre M.Ö. 3000’li yıllardan itibaren el çırpma, ses çıkartan bir zemin üzerinde ayak tepme, iki sopayı birbirine ya da başka bir cisme vurmak suretiyle ses çıkarma aşamalarının ardından kamış düdükleri, içi boş kemikten düdükler ve hayvan boynuzlarından boruları üfleme sürecinden geçtikten sonra “Hun” dönemindeki “davul ve def”in atalarına, benzerlerine ve giderek ilk dönemlerine erişiyorlardı.

Hunlar’da resmi ve dini çalgı olarak davul kabul edilmekteydi. Davul, imparatorluğun varlık, bağımsızlık ve egemenlik simgesiyken aynı zamanda imparatorluğun askeri bandosunu meydana getiren “tuğ takımları” ile şamanlık inancının ve dini lider olan şamanların en önemli çalgısıydı. Bunlara ek olarak Hun devletinde tahta geçecek olan hakanlara sancak ve beraberinde davul verilmkete ve bunların herhangi bir nedenden dolayı kaybedilmesi durumda ise Hun idaresi ve de ordusu dağılmış kabul edilmekteydi. Savaşlarda davullar ve askeri bando ve “hakani kös” ordunun hareketlerine yön vermekteydi. Dönemin en önemli vurmalı çalgıları ise kös, davul ve zildi.

Hunlar sonrasında Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde yine davul, sancak, boru devletin varlığının, bağımsızlığının, egemenliğinin, tanınmasının simgeleri olmuştur. 960’lı yıllarda Karahanlı devletinin Müslümanlık dinini kabul etmesi sonucunda Türk Müziği ve müzik hayatı İslam kültürünün bir parçası halini aldı. Böylece Türk dini müziği islami karakter kazanamaya; “Türk Cami Müziği” ve “Türk Tekke Müziği”nin ilk örnekleri verilmye başlandı. Aynı zaman diliminde küçük davul, dümbelek, def, büyük davul, kös, ve zil de kullanıldı.

Zaman ilerledikçe ve Gazneliler döneminde gelindiğinde resmi ve askeri müzikte gelişim devam etti. Buna paralel olarak dini müzik alanında da eserler verilmeye başlandı. Büyük Selçuk ve Türkiye Selçuklu dönemine gelindiğinde ise müziğe verilen önem artmaya başladı. Türk Sanat Müziği’nin oluşum ve gelişim göstermesi en çok sultanları ve böylelilikle sarayları etkilemiştir. Sultanlar ünlü müzisyenleri bir araya getirerek müzik yapmaya elverişli ortamlar sunuyordu. Tablhane adı verilen resmi ve askeri bandolar, zurna, boru, davul, kös ve zilden meydana gelmekteydi.

Bu dönem Türk Müziği için önemli bir dönüm noktası niteliği taşımaktır. Çünkü Türk Müziği “sanat müziği” ve “halk müziği” olarak ilk kez farklı iki türe ayrıldı. Mevlevi tekkelerinde insan sesinin yanı sıra ney, rebab, ve kudüm kullanılmaya başlanırken, halk müziğinin daha çok egemen Beştaşi tekkelerinde ise insana sesinin yanı sıra bağlama, zil, defe yer verilmiştir.

Osmalılar zamanında padişahlar müzikle yakından ilgiliydiler. Müziğin devletten gördüğü güçlü ve köklü yardım ve yönlendirici destek sayesinde başta padişah sarayları ve paşa konakları olmak üzere Bursa, Edirne ve İstanbul büyük birer müzik merkezi haline büründü. Art arda açılan camiler, tekkeler ile darü’l-huffaz, darü’l-kuralar dini sanat müziğinin; kurulan mehterhane, enderun müzik okulu ile meşkhaneler de sanat müziğinin temel kurum ve kuruluşları haline geldi. Bu dönemde Türk Sanat Müziği’ni seslendirme ve zenginleştirme çok üst bir düzeye ulaştı. Mevlevi tekkeleri en tanınmış okullar haline geldi. Birçok icracı ve besteci bu tekkelerde yetiştirildi. Fasıl müzği ileri bir düzeye ulaştı.

Evliya Çelebi yazmış olduğu Seyahatname’sinde vurmalı çalgılar olarak dümbelek, def, santur, kös, kudüm, fincan ve çalpara kullanıldığını belirmiştir. Geleneksel Türk Sanat Müziği’nin cami ve tekke müziği dalları on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında eski önemini ve canlılığını yitirmeye başladı. Mehter müziği, yeniçeri ocağının kapatılmasıyla gözden düşüp, bütün geleneği ve repertuarıyla birlikte unutuldu. 1912’de başlayan canlandırma çabaları başarısız kaldı. Piyasa müziği canlılığını korurken, Türk toplumundaki beğeni ve eğilimlerin değişmesine bağlı olarak Rıfat Bey, Hacı Arif Bey ve Şevki Bey gibi bestecilerin bütün çalışmalarını şarkı türüne yönelttiler.

İkinci Meşrutiyet’le birlikte Türk Sanat Müziği’ni öğreten birçok okul ve dernek açıldı. Türk Halk Müziği de özellikle 1910’lu yıllardan itibaren halkın ilgi odağı olmaya başladı. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra gelişen Türkiye’de Mehter Müziği grupları, tasavvuf müziği gruplar, Klasik Türk Sanat Müziği koroları, Türk Halk Müziği koroları, TRT bünyesindenki Türk Halk ve Türk Sanat Müziği koroları kuruldu. Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği’nde kullanılan vurmalı çalgılar, adı geçen grup ve korolarda kendine yer bulurken, bir bölümü piyasa müziği ve halk arasında çalınmaya devam etti. Devletin resmi kurumlarından Mehter Takımlarında kullanılan vurmalı çalgılar kös, asma davul, nakkare, zil, halile, çevgan, günümüzde de varlığını korumaktadır. Kudüm, bendir, zilli daire Tasavvuf Müziği korolarında; asma davul, def, bendir, koltuk davulu, kaşık, çalpara halk müziği korolarında tarihte olduğu gibi bugün de kullanılmaya devam edilmektedir. Vurmalı sazlardan dümbelek, Anadolu’da bir halk çalgısı olarak kullanıldığı halde, başta akort problemi ve toprak gövdeli oluşu nedeniyle dayanıksız olması yüzünden bu korolarda kendine yer edinememiştir.

Klasik Türk Müziği korolarında bendir, zilli bendir ve kudüm kullanıldığı halde; darbuka sesinin tiz oluşu dolayısıyla daha velveleli bir icra gerektirmesi, tınısının kudüm ve bendir gibi geniş ve uzun sesli olmayışı, klasik eserler ile büyük zamanlı usullü eserlerin icrasında kullanılmasında engel oluşturmuştur. Bu nedenle de adı geçen korolarda kullanılmamıştır.

TRT bünyesindeki Türk Sanat Müziği korolarında def, bendir, zilli daire ve kudüm kullanılmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında fasıl ve piyasa müziğine girmeye başlayan bakır darbuka, TRT korolarında yer almaya başlamış ve zaman içinde kendine yer edinmiştir.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Tivoli’de Bir Türk Orkestrası

Mayıs 1st, 2012

Tivoli’de Bir Türk Orkestrası

Dünyaca ünlü sanatçıların sahne aldığı büyük sahnede Türk müziklerinden örnekler sunan İshoj Türk Müziği Korosu dinleyicilerden büyük alkış aldı. Ancak 8 şarkı ile yarım saatlik süre tanınan Türk korosuna, ayrımcılık yapılıp, zamanın sınırlı olduğu gerekçesiyle konseri tamamlanmadan yarıda kesilmesi Müzik öğretmeni ve koro şefi Erol Sarıkaya ile öğrencilerinin canını sıktı. Dünya’da çok az sanatçıya nasip olacak Tivolinin büyük sahnesine çıkan Türk Korosu, Makedonya asıllı Türk kızı Leyla İlyazovski çiçekten harman olmaz, Solist Ali Cengiz Aydın da El vurup yaremi incitme tabip şarkılarını seslendirdiler. Koronun sunduğu Darbuka şovu uzun süre alkışlandı.  Erol Sarıkaya konserden sonra yaptığı açıklamada ‘Tivoli gibi dünyaca ünlü, dünyanın ilk eğlence parkı ve Danimarka’nın simgesi haline gelmiş bir parkta özellikle dünyaca ünlü sanatçıların sahne aldıkları büyük sahnede konser vermek her şeyden önce gerek bizim açımızdan, gerekse Türk halkı adına onur verici bir olay. Ayrıca çatısı altında faaliyet gösterdiğimiz İshoj Müzik Konservatuarı adına da sevindirici bir gelişme. Biz zaten bildiğiniz gibi daha önce Kraliçe Margrethe huzurunda da konser verdik. Ancak, bugün burada çanımız biraz sıkıldı. Danimarkalı gruplara daha önceden anlaşılan zaman tanınırken, bize daha önceden verilen süre kısaltıldı ve konserimizi tamamlayamadık. Yani bir final müziği yapamadık. Danimarkalılara kendi müziğimizi tanıtmak, gençlerimizin kendi müziklerine sahip çıkmaları benim için ayrı bir gurur vesilesi. Şu anda önümüzde yaz tatili olduğu için bir program yok ama tatilden sonra büyük bir konser hazırlığı var’dedi.

TÜRKLER İÇİN BÜYÜK İMKAN
Erol Sarıkaya, korodaki müzik çalışmalarına katılan bazı öğrencilerin bilmediği bir nedenle eğitimi bırakmalarına üzüldüğünü ancak  yeni katılımların olduğunu belirterek, İshoj  Müzik Konservatuarının Türklere büyük imkanlar tanıdığını söyledi. Erol Sarıkaya, vatandaşlarımızın özellikle gençlerin sokaklarda boş gezmek, istemeseler de bazı suç olaylarına karışmaları yerine, müzik okuluna gelerek hem boş zamanlarını değerlendirmeleri hem de kendi kültürlerinin bir parçası olan türkü ve şarkıları, enstrüman kullanmasını öğrenme şansları bulunduğunu söyledi. Erol Sarıkaya, çocuğunu müzik okuluna gönderen velilere da ayrıca teşekkür ederek, dünyada çok az çocuğu Tivoli gibi tarihi bir yerde sahneye çıkma şansı doğacağını, çocuk orkestraları gününde sahne alan Türk korosu öğrencilerinin bu zevki ve tarihi anı yaşama onuruna kavuştuklarını söyledi. Tivolide büyük sahnede sadece tecrübeli orkestra ve dans grupları gösteri yaparken, küçük sahnelerde de diğer okul orkestraları gösterilerde bulunarak profesyonellere taş çıkarttılar.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Sanat Müziği’nde Darbuka

Nisan 28th, 2012

Sanat Müziği’nde Darbuka

Darbukanın Türk Sanat Müziğine Girmesi

1950’li yıllarda Türk Halk Müziği’nin sınırlarını kentlere kadar genişletmesi ve kentlerde de icra edilmesi sonucunda Anadolu’da kullanılan ritim sazları Anadolu’dan kentlere taşımış oldu. Ritimde kullanılan bu sazların başında; asma davul, bakır darbuka, tahta kaşık, def, zilli def, el zili ve zilli maşa gelmekteydi. İlk zamanlar bakır darbuka oyun havalarında asma davul ile beraber kullanılmaktaydı. Fakat daha sonraları ise yavaş yavaş Türk Sanat Müziği’nde ve longalarda, sirtolarda, kökçekçelerde bakır ve pirinçten yapılan darbukalar kullanılmaya başlandı. Zaman içerisinde şarkı türündeki eserlerde de darbuka kullanılmaya başlanmasıyla Türk Sanat Müziği’nde bakır darbuka kendine kalıcı bir yer edinmiştir.

Türkiye’de son yirmi yıla kadar kullanılagelen bakır darbukalar daha sonraları ise Mısır, Suriye, Ürdün ve İran gibi Arap ülkeleri ile aramızdaki kültürel etkileşimin artış göstermesi sonucu yerini Doğu kökenli olan darbukalara bırakmaya başlamıştır. Önceleri belli bir çalım tekniği bulunmayan ve fiziksel yapısından dolayı bakır darbukalarda kullanılan sol el fiske tekniği kullanılamayan darbukaya oldukça az talep olmuştu. Daha sonraları ise Mısırlı Ahmet olarak bilinen bir Türk’ün darbuka çalım teknikleri üzerine yaptığı çalışmaların sonucunda kendine has bir darbuka çalım tekniği oluşturması ve bu çalım tekniğini geliştirmesi hatta bu teknik ile virtüöz olarak kabul görmesi ve adını sadece Türkiye sınırlarında değil bir çok ülkeye duyurması Doğu kökenli darbukaların isimini duyurmasında çok etkili olmuştur.

Darbuka çalımında, Mısırlı Ahmet’in bulduğu ve geliştirdiği çalım tekniğinin fazlaca benimsenmesi Türk müziğimizde yerini yeni yeni bulan bakır darbukanın yer edinmesini imkansız kılmıştır. Bu süreç oldukça hızlı bir şekilde işledi ve günümüze kadar devam etti. Günümüzde bakır darbuka çalan icracı miktarı oldukça azdır. Son döenem darbuka icracıları Mısrlı Ahmet’in bulup ve geliştirdiği teknikleri kullanmaktadır. Günümüzde darbuka birçok müzik çeşidinde kullanılmaktadır. Bu etken de darbukaya olan ilgiyi ve icracılarının sayısını arttırmaktadır.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Kayseri’de 300 İlköğretim Öğrencisinden Ritm Şov

Nisan 25th, 2012

Kayseri’de 300 İlköğretim Öğrencisinden Ritm Şov

ODTÜ Koleji’nden 300 ilköğretim öğrencisi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Kayseri Park Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde darbuka ve davulla ritm şov yaptı.
Kolej Müdürü Çetin Evren, gösterinin ardından yaptığı açıklamada, ”23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, ulu önder Atatürk’ün çocuklara hediye ettiği tek bayramdır. Bayram coşkusunu yaşamak, çocuklara yaşatmak için öğrencilerimizle bu şovu hazırladık” dedi.
Veliler ve vatandaşlar da şovu başarılı bulduklarını söyledi.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Darbuka Çeşitleri

Nisan 22nd, 2012

Darbuka Çeşitleri

Döküm Darbuka

Adını hammadesinden alan döküm darbukanın gövdesi dökme demirden yapılmaktadır. Demir dışında kalan kısımlarda ise plastik veya sıcaklık farkına dayanabilen sentetik deri kullanılmaktadır. Döküm darbuka, çömlek darbukadan esinlenerek yapılmıştır ve belli standartlar dahilinde üretilmektedir. Boyu 44 cm, çember çapı 29 cm ve deri ölçüsü ise 22 cm’dir. Darbukanın akordu ise, çemberin etrafında ve birbilerine eşit uzaklıklarda bulunan vidalar yardımı ile yapılmaktadır. Kullanıldığı eserlerde tek usul sazı olarak yer alması ve solo olarak çalınmasından dolayı solo darbuka olarak da adlandırılmıştır.

Çömlek Darbuka

Çömlek darbuka, günümüzde bazı standartlar doğrultusunda imal edilmektedir. Boyu 44 cm, çember çapı 29 cm ve deri ölçüsü ise 22 cm’dir. Adından da anlaşılabileceği gibi darbukanın gövdesi topraktan yapılmaktadır. Deri kısmında ise keçi, sığır veya balık dersi gibi doğal deriler kullanılmaktadır. Çömlek darbukanın kaynağı ise Mısır’dır. Kullanıldığı eserlerde tek usul sazı olarak yer alması ve solo olarak çalınmasından dolayı solo darbuka olarak da adlandırılmıştır. Çömlek darbuka, topraktan yapıldığından ve derisi de doğal deriler kullanılarak yapılmış olamasından dolayı elde edilen sesin doğal olmasını sağlar.

Çömlek darbukada doğal deri kullanılmasının sonucunda nemli havadan ve sıcaklık farkından etkilenme miktarı oldukça yüksektir. Bu nedenle çömlek darbukanın akordu sık sık bozulmaktadır. Günümüzde bu soruna çözüm olması için bazı yöntemler geliştirilmiştir. Çömlek darbukanın içine monte edilen üçlü sacayağı ve bu sacayağının üzerine yerleştirilen duy sayesinde, darbuka içine bir ampül yerleştirilir. Bu ampül sayesinde darbukanın içerisi ve darbukanın derisi ısıtılarak darbuka içindeki nem sorunu giderilmiş olur. Böylece darbukanın akordu da korunmuş olur.

Bas Döküm Darbuka

Bas döküm darbukanın temelde döküm darbukadan farkı yoktur. Döküm darbukada kullanılan demir gövde ve sentetik deri bas döküm darbukada da kullanılmıştır. Fakat bas döküm darbuka ölçüleri itibariyle farklılık göstermektedir. Boyu 57 cm, çember çapı 35 cm ve deri ölçüsü ise 28,5 cm’dir. Bas döküm darbukanın sesi, bas çömlek darbukanın sesine nazaran metalimsi bir karakter taşımaktadır. Bas döküm darbuka; bendir, solo darbuka, tef gibi sazlardan meydana gelen usul gurubunda bulunabilir, usule de eşlik edebilir. Ritim kompozisyonlarında yer alabilir ve diğer vurmalı sazlar sololarını destekleyebilir. Deri seçiminde sentetik deri kullanılmasından dolayı bas döküm darbuka canlı performanslarda bas çömlek darbukaya nazaran daha çok tercih edilmektedir. Bunu nedeni ise sentetik derinin akord problemi yaratmamasıdır.

Bas Çömlek Darbuka

Çömlek darbukaya göre bas karakterli olan bir darbuka türüdür. Boyu 57 cm, çember çapı 35 cm ve deri ölçüsü ise 28 cm’dir. Ağırlığı ise altı kilogram ile sekiz kilogram arasında değişmektedir. Deri olarak doğal deriler kullanılmaktır. Bu deriler ise keçi derisi ve sığır derisi olmaktadır. Bas çömlek darbukanın baş bölümü ile kuyruk bölümünün ağırlıkları birbirine çok yakın olmalıdır. Bu ağırlık dengesi sağlanmadığı taktirde darbuka kucakta dengeli bir biçimde durmayacaktır.

Mısır kaynaklı olan bas çömlek darbuka, solo darbukanın sesine nazaran daha kalın bir tınıya sahiptir. Diğer vurmalı sazlarla birlikte çalınırken ritime derin ve güçlü bir ses katar. Çalınan ölçülerde görevi, ana usulü güçlü bir şekilde duyurmaktır.

Bas çömlek darbuka toprak ve doğal deri gibi bileşenlerden oluştuğu için oldukça doğal bir sese sahiptir. Akordunun havadaki nemden etkilenmemesi için çömlek darbukalarda olduğu gibi içerisine lamba konularak ısıtılmaktadır.

Bakır Darbuka

Bakır darbuka, gövdesi ile çemberinin değişik olmasıyla mısır kaynaklı darbukalardan ayrılmaktadır. Fakat mısır kaynaklı darbukalardan esinlenerek üretilmiştir. Hammadde olarak bakır dışında alaşımlı metaller de kullanılmakta olan bakır darbukanın çapı, genellikle 22 cm’dir. Deri bölümde keçi derisi ve oğlak derisi gibi doğal derilerin kullanılmasının yanında hava şartlarından etkilenmeyen sentetik deriler de kullanılmaktadır.

Sol el kullanılarak fiske tekniği uygulanılarak çalınan bakır darbukanın baş bölümü ile kuyruk bölümü arasında ağırlık dengesi dikkate alınmadan üretilmektedir. Bunun nedeni ise, sol elin fiske tekniği ile çalarken bakır darbukaya hakim olması ve kucakta hareketli olmasını ya da düşmesini engellemesidir.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Darbukanın Tarihçesi

Nisan 20th, 2012

Darbukanın Tarihçesi

Darbuka, Türkiye’de olduğu kadar Arap klasik ve halk müziğinde özellikle Kuzey Afrika’da yaygın olarak kullanılır. Millattan önceki dönemlerde günümüz darbukasına benzeyen vurmalı sazlar çeşitli  şekillerde ve ebatlarda Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya uygarlıklarında; daha sonraki süreçler içerisinde değişip gelişerek yine aynı bölgelerde fakat değişik isimlerle kullanılmıştır.

Darbuka yirminci yüzyılın başından beri klasik müziğimizde kullanılmaya başlanana bir sazdır. Daha çok halk müziğimizde saz olarak aranmış ve kullanılmıştır. Arap dünyasında kullanılan şekilleri farklı olup Türk bakır darbuklarına benzememektedir. Ayrıca da Araplar bu saza küs adını vermişlerdir. Mürtecim Asım Bey Burhan-ı Kat’ı adını verdiği lugatında darbukayı dünbek olarak adlandırmıştır. Ahmet Vefik Paşa ise; darbukayı dönbet-tömbek olarak adlandırmıştır. Bu isim Çağatay kültüründe dümbek, dümbelek; Anadolu’da deplek deblek olarak geçmektedir. Evliya Çelebi, peygamberimizin sahura cam dümbelekle kalktığından söz etmektedir. Aynı zamanda çömlek dümbelek olan bu darbukanın ilk defa Mısır’da kullanıldığı ifade edilmektedir. Yemen’de adı deblek veya makfara debleğidir. Birçok bölgede kadın çalgısı olarak kabul görmüştür. Azerilerdeki adı darbeki veya debulaktır. Daha sonraları ise çıngıraklı darbukalarda üretilmiştir.

Darbuka silindir biçimindeki gövdesinin ortası boğumlu, bir ucuna deri gerilip öbür ucu boş bırakılmış vurmalı bir çalgıdır. Günümüzde ise bu iş için plastik malzemeler de kullanılmaktadır. İlk zamanlar çömlek olan bu gövde zaman içerisinde sırla kaplanmış ve hatta süslenmeye başlanmıştır. Lakin sırla kağlanmayan gövdelerden daha iyi ve daha doğal ses alındığı kabuıl edilmektedir. Son zamanlarda bakır, aliminyum, pirinç gibi metal alaşımlar; alçı porselen ve ağaçtan yapılmış gövdeler kullanılmış ve derinin etrafına akort yapmayı kulay kılmak için akort vidaları eklenmiştir.

Kültürel iletişim ve etkileşim sonucu, Arap müziğinde kullanılan darbuka formu ülkemize girmiş ve son on beş ile yirmi yıllık zaman zarafında sürecini tamamlayarak birçok müzik çeşidinde kullanılan bakır darbukanın yerini almıştır. Artık günümüzde bakır darbuka çalan icracı sayısı yok denecek kadar azdır.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS